Anasayfa » Ayın Makalesi » Tüp bebek başarısı için geçerli olan altın kurallar nedir?

Tüp bebek başarısı için geçerli olan altın kurallar nedir?

Günümüzde giderek daha fazla sayıda çift, bebek sahibi olmak için tüp bebek yöntemine başvurmaktadır. Her geçen gün yeni tekniklerin ve tedavi yöntemlerinin gelişmesine rağmen tüp bebek tedavilerindeki başarı istenilen düzeylere ne yazık ki henüz gelememiştir. Peki başarılı bir tedavi için geçerli kurallar nedir?

Tüp bebek tedavilerinde başarıyı doğrudan etkilediği bilinen bazı temel faktörler vardır. Örneğin kadının yaşı veya bireysel yumurtalık rezervi gibi..Yaşınızı ve yapınızı değiştiremezsiniz belki ama sizin de bu konuda yapabilecekleriniz elbette var.

Tedaviden birkaç ay önce hazırlıklara başlamanız başarınıza mutlaka katkı sağlayacaktır. Bilmelisiniz ki sağlıklı yaşam kuralları bu süreçte önem taşımaktadır. Örneğin sigara içiyorsanız mutlaka bırakmalısınız. Sigara hem yumurta hem de üreme hücresi kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Fazla kilo yani obesite sorunu yaşıyorsanız makul bir kiloya inmeniz de şansınızı mutlaka arttıracaktır. Kullanılacak ilacın dozu da fazla kilolarla orantılı olarak artacak ve bu da en azından tedavi masrafınızın daha fazla olmasına yol açacaktır. Ayrıca aşırı fazla kiloyla başlanacak bir gebeliğin yine daha fazla sorunlu geçeceği de bilinmektedir.

Beslenmeniz mutlaka doğal besinlerle ve düzenli bir şekilde olmalıdır. Bol sebze ve meyve tüketimine dikkat edin. Yine aynı şekilde bol su içmelisiniz. Tuz ve diğer katkı maddelerini az tüketmeli, kafeinli, asitli içeceklerden kaçınmalısınız. Alkol tüketimi de tıpkı sigara kullanımı gibi doğurganlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca alkol kullanan anne adaylarının çocuklarında doğumsal anormallikler ve düşük yapma riskinin daha fazla olduğu da gösterilmiştir. Günde en az 8 saat uyumalı ve geç yatmamalısınız. Yorgunluk ve aşırı egzersiz, tedavinizi olumsuz etkileyebilir. Yaşam tarzının hareketsiz olması ve sağlık beslenme düzeni olmaması tedavinize olumsuz etki eden faktörlerdir. Mümkünse düzenli spor en azından yürüyüş yaparak vücudunuzun direncini korumalısınız.

Stresle baş etmek için de gerekli adımları mutlaka atmalısınız. Bunun için gevşeme tekniklerini kullanabilirsiniz. Gerekli ise profesyonel bir yardım da alabilirsiniz. Bunun için tedavinizi yürütecek merkezinizden yol göstermelerini isteyebilirsiniz. Günümüzde çoğu merkezde psikolog da çalışmaktadır.

Basit gibi görünen yukarıdaki küçük adımlar sizin başarıya ulaşmanızı kolaylaştıracaktır. Sonuçta tüm bunlara ek olarak siz de tedavinin baş aktörü olduğunuzdan bu işe istek ve yüksek motivasyonla başlamalısınız. Başaracağınıza inanın. Olumlu konsantrasyon ve inanmak, zaten başarının ilk basamaklarıdır.

Merkezin ve Tüp bebek laboratuvarının başarıya etkisi:

IVF uygulamalarının kalbi olarak nitelendirilebilecek olan tüp bebek laboratuvarı gerek çalışanlar, gerek kullanılan malzeme ve teknikler açısından sistemin başarısında en önemli faktörlerden birisini oluşturmaktadır. Laboratuarda çalışanların konu ile ilgili bilgi, beceri ve deneyimleri son derece önemlidir. Önemsiz gibi düşünülebilecek küçük ayrıntılar dahi gebelik sonuçlarını ileri düzeyde etkileyebilmektedir. Tüm işlemlerin tecrübeli kişilerce yapılması başarıda çok önemli rol oynamaktadır.

Sizin dışarıdan bakarak hangi laboratuvarın daha iyi olduğunu anlamanız elbette mümkün değildir ancak tecrübeli, uzun yıllardır hizmet veren ve çok sayıda hasta ile çalışan laboratuvarların bu konuda daha önde olduklarını düşünebilirsiniz.

Yarısından fazlasının sorunu üreme hücresi problemi..

Bilinmektedir ki artık çocuk sahibi olmada zorluk çeken çiftlerin yarısından fazlasında erkek problemleri vardır. Dolayısıyla tedavi öncesinde erkeklerde detaylı bir üreme hücresi analizi büyük önem taşır. üreme hücresi sayısında çok belirgin bir azalma, üreme hücrelerinde hareket azlığı veya şekil bozukluğu varsa doktorunuzu daha ileri testler yani kromozom analizi, Y kromozomu mikrodelesyon testi, üreme hücresi FISH testi gibi genetik testler isteyebilir. Bu testlerde problem saptanırsa yeni bir tüp bebek tedavisinde Preimplantasyon ( transfer öncesi ) genetik Tanı tekniklerinden yararlanmak gerekebilir.

Kötü kalitedeki üreme hücrelerinin kullanılması ile embriyoların ileri gelişimi bozulabilmekte ve gebelik olasılığı azalmaktadır. Tedavi öncesi bu vakalarda üreme hücrelerinin detaylı incelenmesi ve var olan şiddetli şekil bozukluklarının tanımlanması çok önemlidir. Son yıllarda bu amaçla geliştirilmiş özel mikroskop büyütme sistemleri de kullanılmaktadır. IMSI adı verilen bu yöntemde büyük büyütmeli objektifler ve özel optik sistemler aracılığı ile spermleri 6000 kez büyüterek inceleyebiliyoruz. Böylece üreme hücresi baş bölgesindeki genetik yapıyı içeren çekirdeğe ait anormallikleri tanımlayabiliyoruz. Ayrıca yine günümüzde en iyi spermlerin seçilmesi için Sperm çip veya PICSI denilen özel teknikler de uygulanmakta ve böylelikle en sağlıklı spermlerin seçilerek mikroenjeksiyon işleminde bunların kullanılması sağlanmaktadır.

En iyi embryoların seçilerek transferi

İlk dört gün boyunca gelişip hücre sayısı artan embriyo beşinci güne geldiğinde iki bölüme ayrılır. Embryonun içersinde de sıvı birikmeye ve kistik bir görünüm almaya başlar. Bu embriyolara Blastosist denir. Ancak her embriyo bu aşamaya kadar gelemez ve erken bir dönemde durabilir. Bu aşamaya kadar gelebilmiş embriyoların anne rahmine tutunma ihtimalinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Elbette bu embryoların da hepsinin gebelik oluşturması söz konusu değildir ve içlerinde genetik olarak anormal olanlar da olabilir. Ancak bu oran erken dönemde gelişimini durduranlara oranla çok daha düşüktür. Sonuç olarak; hastaya 5. Güne kadar gelmiş embriyo transfer etmek gebelik şansını artırmak anlamına gelir.

Ayrıca çoğul gebelik de günümüzde istenmeyen bir durumdur ve kadına ne kadar az sayıda blastosist transfer edilirse çoğul gebelik şansı o kadar azaltılmış olur. Bizim merkezimizde de artık transferlerin büyük çoğunluğu beşinci günde yapılmaktadır. Ancak çok az sayıda embriyo oluşturulabildiyse 5. Güne kadar gitmeyip daha doğal ortam olan ana rahmine daha erken transfer de düşünülebilir. Çünkü tüp bebek teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, insan vücudu ve biyolojisiyle ilgili bilgimiz ne kadar artarsa artsın, bilmediklerimiz halen çok fazladır ve halen embriyolar için en ideal ortam muhtemelen vücudun kendisidir.

Tüp bebek uygulamasında embriyoya ait hücrelerin girişimsel yöntemlerle elde edilerek genetik hastalıklara veya kromozom sayısına yönelik tanı ve tarama işlemlerinin yapılması sağlıklı gebelik ve bebek elde etmek için çok önemli. Özellikle ileri anne yaşı söz konusu olduğunda genetik testler hayati önem taşımaktadır. Gebelik öncesi yapılan bu taramalar implantasyon öncesi genetik tanı/tarama (PGT) olarak adlandırılmaktadır. PGT yönteminde, kadından toplanan yumurta ve erkekten toplanan spermden mikroenjeksiyon (ICSI) yöntemiyle oluşturulan embriyolardan normal kromozom sayısına sahip olanı anne rahmine yerleştirmeyi amaçlıyoruz. Böylece kromozom sayısına bağlı bozukluklar nedeniyle meydana gelen düşüklerin veya gebeliğin sonlandırılması ihtimalini azaltmayı hedefliyoruz.

Sık sorulan sorulardan bir tanesi de transfer öncesi ve sonrası dönemde cinsel ilişkinin olup olmaması gerektiğidir. Bu konuda yapılan pek çok araştırma sonuçlarına göre aslında cinsel hayata devam etmek, embriyo tutunması önündeki bir sorun teşkil etmez ve gebelik oranlarını düşürmez. Ancak transfer aşamasından sonra anne adayının yumurtalıkları halen oldukça büyük olduğundan cinsel ilişkide rahatsız olabilir. Kimi zaman lekelenme tarzı kanamalar da görülebilir ve bu sebeple çift endişelenebilir. Oluşabilecek başarısızlık durumunda da çift suçluluk duyguları hissedebilir. Bu yüzden biz de çiftlere bu stresli dönemde yani gebelik testine kadar ilişki önermiyoruz.

Aynı şekilde anne adayının, hapşırması, öksürmesi, ıkınması, ya da transferden sonra ayağa kalması, embriyonun tutunması engelleyen durumlar kesinlikle değildir. Anne adayının kendini çok yormaması ancak hareketsiz de kalmaması gerekir. Günlük rutin işler yapılmalı ve çalışma hayatına da devam edilmelidir. 

Son söz olarak; bunca yıldır tecrübelerimizden gördüğümüz kadarıyla en önemli konu, başarısız denemelerden dolayı asla umutsuzluğa kapılmadan bu yolda yürümeye devam edilmesidir. İnanıyorum ki ısrarla ve istekle hedefine yürümeye kararlı çiftler sonunda bebeklerini mutlaka kucaklarına alacaklardır.

Doç. Dr. Selman Laçin

Danışma Formu